Dün akşam (1 Aralık 2016) Bahçeşehir Üniversitesi Fazıl Say salonunda gerçekleşen Design Disruptors İstanbul gösterimindeydim.

Design Disruptors, ünlü prototip oluşturma sitesi olan Invision tarafından hazırlanmış,  dünyada bizimle aynı mesleği icra eden bir çok başarılı kişiyle yapılmış söyleşileri, onların çalışma ortamları ve şekillerinden, bu noktaya nasıl geldiklerinden bahseden bir belgesel.

1 Ağustos’tan beri özel gösterimlerle dünyada yayınlanmaya başlayan film ileride online olarak da izlenebilecek. Online olarak yayınlandığında haberdar olmak için bu sayfadan e-postanızla kayıt olmanız gerekiyor.

Filme ait web sitesinde yer alan film hakkındaki yazıda şöyle diyor:

İş hayatının geleceği şirketler ve -kasıtlı olarak ya da olmayarak- ürünler tarafından yazılıyor, milyar dolarlık bir endüstri oluşturuyor. Design Disruptors’da toplam değerleri 1 trilyon doları geçen 15’ten fazla şirketle tanışacaksınız. Tüm bu şirketlerin birleştiği ortak payda ise “Tasarımın dönüştürücü gücü”.

Design Disruptors daha önce hiç görülmemiş bir perspektiften milyar dolarlık bir endüstrideki tasarım yaklaşımlarını ve milyar dolarlık bir sektörde tasarımla nasıl ayakta kaldıklarını anlatıyor.

– Sizler için çevirdim 🙂

Filmin traileri ise burada: (malesef Türkçe desteği -henüz- yok.)

John Maeda’nın, trailerin girişindeki sözü.

Filme katkıda bulunan şirketler:
Twitter, Evernote, Netflix, Google Ventures, Google, Facebook, Mailchimp, Dropbox, Pinterest, Zendesk, Salesforce, Airbnb, Xero, Coursera, Hubspot, Eventbrite, Spotify ve daha bir çok şirket bu belgesele katkıda bulunmuş.

Öne çıkan bazı isimler ise şöyle:

John Maeda
KPCB – Design Partner

Julie Zhoi
Facebook – VP, Product Design

Jason Mayden
Accel Ventures – Design Partner

Tobias van Schneider
Semplicelabs, Spotify

Even Sharp
Pinterest


Filmi izlememize vesile olan, organizasyonu düzenleyen Merve Midilli‘ye, etkinliğe sponsor olan Bahçeşehir Üniversitesi’ne, BUGLab kurucusu Güven Çatak‘a ve BUGLab koordinatörü Çakır Aker‘e teşekkür ediyorum.


Filmle ilgili şahsi düşüncelerim:
Açıkçası filmi çok beğendim. İzlerken düşündüğüm tek şey, Türkiye’de bu işi gerçekten yapan insanların malesef ki benzer ortamlarda bulunamıyor olmasıydı. Biliyorsunuz ki ülkemizde her işte olduğu gibi bu işte de hakettiğinizi bulamıyorsunuz. Ya da doğru zamanda doğru yerde olma ihtimaliniz çok düşük.

Amerika’da ya da Avrupa’da benzer işlerde çalışan insanlar bizim severek kullandığımız uygulamaları yapan şirketlerde çok rahat iş bulabilip yükselirlerken onlardan daha fazla çalışıyor olsak bile ortamımız aynı olmadığından para kazanmak uğruna bırakmak durumunda kalabiliyoruz. Bunlara da ayrıca bir yazımda değineceğim.

Son olarak sizleri John Maeda’nın konuşmasının kamera arkasıyla başbaşa bırakıyorum.

Film online olarak yayınlandığında  yazıyı güncelleyeceğim. Fırsat bulursanız kaçırmayın!